Hz. Muhammed'in Ölüm Nedeni


Bazı hadislerden anladığımız kadarı ile sık sık baygınlık geçirdiğini
öğrenebiliyoruz [ aşağıda birkaç örnek var ], bu durumda ölümün ani bir kalp
krizi yada yüksek tansiyon neticesi olmadığını söyeleyebiliriz. Hasta
olduğunu kendisi de bildiğinden sıklıkla ölümü ile ilgili öngörü ve
tavsiyelerde bulunduğunu da biliyoruz. Bu durumda bana en yakın olasılık
olarak sara yada beyinde yerleşmiş bir tümör vakası görünüyor. Bunu kabül
edersek eğer varolması muhtemel rahatsızlığın yaşamın "bazı evrelerinde"
şizofrenliğe ve "sanrı görmeye" neden olabileceği kuvvetle muhtemel. Eh buda
Hira mağarası ve sonrası süreci biraz açıklıyor.

İlgili hadisler :

NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ

|Hz. Fâtma'nın fazîleti;Hz. Peygamber'in hastalığı|HAZRET-İ FÂTIMA'YA
VEFÂTINI SÖYLEMESİ VE ONUN DA AĞLAMASI|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Şöyle dediği
rivâyet olunmuştur: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem sebeb-i vefâtı olan
hastalığı sırasında Fâtıma radiya'llahu anhâ'yı yanına çağırdı. Ve ona gizli
bir şey söyledi Fâtıma ağladı. Sonra bir daha çağırıp gizli bir şey söyledi.
Bu def'a da Fâtıma güldü. Biz bu ağlamanın ve gülmenin sebebini sorduk.
Fâtıma: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem bana sebeb-i vefâtı olan bu
hastalık netîcesinde Hak cânibine alınacağını söyledi. Bunun üzerine
ağladım. Sonra ben, hânedânının kendisine ilk ulaşanı (ve Cennetlik
kadınların ulusu) olacağımı söyledi. Buna da güldüm, dedi.|1661


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in hastalığı|RESÛL-İ EKREM'İN DÜNYÂ Nİ'METİYLE ÂHİRET SAÂADETİ
ARASINDA ALLÂHU TEÂLÂ TARAFINDAN MUHAYYER BIRAKILMASINA DÂİR
RİV3AYET|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Ben
Resûlullah'ın: "Hiçbir Peygamber dünyâ (ni'meti) ile âhiret (saâdeti)
arasında muhayyer kılınmadıkça vefât etmez" dediğini çok işitirdim. Nebî
salla'llahu aleyhi ve sellem'in de sebeb-i mevti olan hastalığında boğazı
kısılıp sesi değişerek ihtizâr hâlî geldiğinde: ... âyetini sonuna kadar
okuduğunu işitmiştim. Artık anladım ki Resûlullah da bu iki dilek arasında
muhayyer bırakılıyor (da o, âhireti ihtiyâr ediyor).|1662


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in hastalığı|RESÛL-İ EKREM'İN DÜNYÂ Nİ'METİYLE ÂHİRET SAÂADETİ
ARASINDA ALLÂHU TEÂLÂ TARAFINDAN MUHAYYER BIRAKILMASINA DÂİR
RİV3AYET|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Resûlullah
salla'llahu aleyhi ve sellem sıhhatte iken birçok defalar: "Hiçbir
Peygamberin rûhu Cennet'teki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra
(durağına gitmek) arzusuna bırakılır, yâhud muhayyer kılınır" buyurmuştu.
Vaktâki hastalanıp rûhu kabzolunmak zamânı gelince (mübârek) başı benim
dizimde bulunduğu bir sırada üzerine bir baygınlık geldi. Sonra ayılınca
gözü açılıp evin tavanına doğru dikildi. Sonra: Allah'ım, beni Refîk-ı A'lâ
zümersine kat! diye duâ buyurdu. Bunun üzerine ben: Artık Resûlullah şimdi
bizi ihtiyâr etmiyor, dedim. Ve bildim ki Resûlullah'ın bu temennîsi,
sıhhatli zamânında vaktiyle bize söylediği bir haber (in kendisinde
tecellîsi) dir.|1663


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in hastalığı|RESÛL-İ EKREM'İN HASTALIĞINDA REFÎK-İ A'LÂ'YA İLTİHAK
DUÂSI|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Gelen rivâyet göre Resûlullah salla'llahu aleyhi
ve sellem her zaman hastalandığında Muvvize sûrelerini okuyup kendi (elleri)
ne üflemek (ve ondan ifâkat için) eliyle vücûdunu sıvamak i'tiyâtında idi.
Sebeb-i vefâtı olan hastalığa tutulunca Resûlullah'ın nefes ettiği Muavvize
sûreleriyle ben de kendisine nefes etmeğe (ve hastalıktan ifâkat niyetiyle
mübârek) eline üfleyip kendi eliyhe vücûdun meshetmeğe başladım.|1664


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Refîk-i
A'lâ|RESÛL-İ EKREM'İN HASTALIĞINDA REFÎK-İ A'LÂ'YA İLTİHAK
DUÂSI|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla'llahu
aleyhi ve sellem vefât etmezden önce bana arkasnı dayamış bir vaziyette iken
kendisine kulak verdim: Allah'ım günahlarımı bağışla bana merhamet et ve
beni Refîk-ı A'lâ'ya iriştir, diye duâ ettiğini işittim.|1665


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in vefâtı|PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN HAZRET-İ ÂİŞE'NİN SÎNESİNDE
VEFÂTI|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Rivâyete göre şöyle demiştir: Nebî salla'llahu
aleyhi ve sellem'in (mübârek) başı benim çenemle göğsüm arasında olduğu
halde vefât etti. Bu cihetle ben, Resûlullah salla'llahu aleyhi ve
sellem'den sonra hiçbir kimsenin ölümünün şiddetinden asla korkmam.|1666


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in hastalığı;Hz. Peygamber'in vefâtı;Hilâfet|HAZRET-İ ABBÂS'IN
HAZRET-İ ALÎ'YE HİLÂFET TEKLÎFİ;HAZRET-İ ALÎ'NİN HİLÂFET TEKLÎFİNİ
REDDİ|Abdullâh b. Abbâs|Şöyle rivâyet olunmuştur: Alî İbn-i Ebî Tâlib
radiya'llahu anh Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in vefâtı
hastalığında yanında çıkmıştı. Nâs: - Yâ Ebe'l-Hasen! Resûlullah (bu gece)
nasıl sabahladı? diye sordular. Alî: - Allah'a hamdolsun hastalıktan ifâkat
bularak sabahladı. diye cevâb verdi. Alî'nin bu cevâbı üzerine onun elini
(babam) Abbâs radiya'llahu anh tutarak Alî'ye: - Vallahi üç gün sonra
başkasına kul, köle olacaksın! Çünkü ben kesin olarak sanırım ki, Resûlullah
bu hastalığından yakında ölecektir. Ben Abdü'l-Muttalib oğullarının ölüm
sırasında yüzlerini (n ne şekil aldıklarını tecrübemle) bilirim. Şimdi sen
biz (Hâşimîler) nâmına Resûlullah'a git, bu (hilâfet), iş (i) kimde
bulunacağını Resûlullah'a sor! Hılâfet bize âid ise bunu (Resûlullah'ın
sağlığında) bilelim. Bizden başkasına âid ise bunu da öğrenelim, ve bizi ona
vasiyyet etsin, dedi. (Alî: - Bu işi bizden başka uman bulunur mu? dersin,
diye sordu. - Vallahi bulunur sanırım, dedi.) Bunun üzerine Alî: - Vallahi
bu işi biz Resûlullah'a sorar, o da bizi bundan men'ederse (iyi bil ki)
Resûlullah (ın vefâtın) dan sonra halk (bununla istidlâl ederek) hılâfeti
bize vermezler. Bu cihetle ben Resûlullah'a sormam (ve hilâfet istemem) diye
yemîn etti. (Resûlullah'ın vefâtı üzerine Abbâs) Alî'ye: Elini uzat, bîat
edeyim. (Beni görerek) halk da bîat edecektir, dediyse de Alî bu teklîfi de
kabûl etmedi.|1667


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in vefâtı;Misvak kullanmak;Ölüm hali;Refîk-i A'lâ|RESÛL-İ EKREM'İN
SON SÖZÜ -HAZRET-İ MUHAMMED'İN "ALLÂH'IM! BENİ REFÎK-İ A'LÂ CÂMİASINDA KIL!"
DUÂSI|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Her zaman şöyle söylediği, rivâyet olunmuştur:
Allah'ın bana ihsân ettiği ni'metlerinden birisi Resûlullah'ın benim odamda,
benim nöbetimde (mübârek başı) benim göğsümün üstü ile gerdanımın arasında
olarak vefât etmesidir. Bir de Allah'ın, onun vefâtı sırasında benim
tükürüğümle onun tükürüğünü bir arada birleştirmesidir (Şöyle ki: kardeşim)
Abdurrahmân elinde bir misvâkle odaya girmişti. Ben de Resûlullah'ı (göğsüme
yan) dayamıştım. Onun misvâke dikkatle baktığını gördüm. Misvâki çok
sevdiğini bildiğim için: Size misvâki alayım mı? diye sordum. Başı ile:
Evet, diye işâret etti. Ben de misvâki yumuşatıp verince ağzında yürütüp
fırçaladı. Bir de Resûlullah'ın yanında sahtiyandan ufak bir su kabı, içinde
su ile berâber dururdu. Ara sıra iki elini bu kaba batırıyor ve ıslanan
elleriyle yüzün sıvayor ve: Lâilâhe illâ'llah! Ölümün ne şiddetleri,
sademeleri var, diyordu. Sonra elini kaldırdı. Tâ rûhu alınıncaya kadar:
Allah'ım beni Refîk-i A'lâ câmiasında kıl, duâsına devâm etti. Ve bu duâ ile
Hatemü'l-Enbiyâ'nın (mu'cizeler ihzâr eden mübârek) eli düştü.|1668


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in hastalığı;İlâç|RESÛLULLÂH'IN HASTALIĞI HUMMÂ
İDİ|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Şöyle rivâyet olunmuştur: Nebî salla'llahu aleyhi
ve sellem (baygın bir halde) hasta iken (ağzına) ilâç koymuştuk. O da bize:
İlâç vermeyiniz, diye işâret etmeğe başlamıştı. Biz (Resûlullah'ın imtinâı)
hastalar ilaçtan hoşlanmadığı içindir, dedik (ve ilâç vermeğe devâm ettik).
Fakat ayılınca: Ben sizi ilâç vermekten men'etmedim mi? diye itâb etti. Biz
yine: Hasta ilâçtan hoşlanmaz (onun için tekdîr ediyor) dedik. (Yine ilâç
vermeğe devâm etmek istedik). Bunun üzerine Resûlullah: "Ev içinde bulunan
herkes istisnâsız bu ilâçtan alacaktır. İşte ben ona bakıyorum. Yalnız Abbâs
başka. Çünkü o, beni ilâçlamakta sizinle bulunmadı!" buyurdu.|1669


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in hastalığı|HAZRET-İ FÂTIMA'NIN, BABASININ RAHATSIZLIĞINDAN DOĞAN
TEESSÜRÜ VE PEYGAMBERİMİZİN TESELLÎSİ|Enes b. Mâlik|Şöyle dediği rivâyet
olunmuştur: Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem (in hastalığı vefâtı günü
zevâle doğru çok ağırlaştı). Ağırlaşınca (sık sık) bayılmağa başladı. Bundan
müteessir olan Hazret-i Fâtıma: Vay babamın ıztırâbına di(ye ağlamağa
başladı). Resûl-i Ekrem Kızım! Bugünden sonra babanın üzerinde hiç ıztırab
kalmıyacaktır di (ye tesellî et)ti.|1670


NEBÎ SALLA'LLAHU ALEYHİ VE SELLEM'İN HASTALIĞI VE VEFATI BAHSİ|Hz.
Peygamber'in yaşı|PEYGAMBERİMİZİN ALTMIŞ ÜÇ YAŞINDA VEFÂTI
RİVÂYETİ|Ümmü'l-mü'minîn Âişe|Resûlullah salla'llahu aleyhi ve sellem'in
atmış üç yaşını tamamlayarak vefât ettiği rivâyet olunmuştur.|1671

Lütfi Kırdar


Kerkük doğumlu bir amcamız, mason olduğu rivayet edilir.Gerçi söylentiye
göre büyük binalara adlarını veren kişiler mutlak masondurlar, neyse bu
başka bir tartışma. Mason mevzusuna noktayı koymadan kendisinin İstanbul
valiliği ve belediye başkanlığı yaptığını sonra DP milletvekili olduğunu 27
Mayıs ile birlikte Yassıada'da yargılanmış, hapiste kalp krizi geçirerek
ölmüş cenazesi de olaylı olmuş birisi olduğunu anımsayalım. Ama gene de
konumuz bunlar değil.

Konumuz Ja Ja, Tatar bir kız olan Ja Ja ama Budapeşte' de doğmuş. Yüksek
ihtimalle yahudi kökenli.1930 'lu yıllarda Ja Ja ve ailesi Burhan adlı bir
Türk elçilik görevlisi ile tanışıyor, şartlar o kadar ağırki Budapeşte' de o
yıllarda; bir yanda 1929 dünya ekonomik bunalımının yaşlı kıtaya olumsuz
yansımaları diğer yanda Berlin' de doğmaya başlayan yeni nasyonel faşizm. Ja
Ja ve ailesi Budapeşte' den uzaklaşmak için türlü yollar arıyorlar ve
nihayet küçük ve güzel kızlarını Burhan adlı kendinden 28 yaş büyük aile
dostaları ile Türkiye'ye yollamaya karar veriyorlar. Ja Ja için güzel dedik
ya, tescilli bir güzel kendisi.13 yaşında Macaristan güzeli olmuş, bu bilgi
kenarda kalsın şöyle.Sene 1930 , Türkiye'ye gencecik bir Macar güzeli orta
yaşlı bir elçilik çalışanı ile geliyor ve yerleşiyor, dedikodular yürüyor
tabi hemen ve Burhan amcası körpecik kıza dedikodulara engel olmak için
nikah kıyıyor, yok öyle nikah değil elbet. Hulusi Kentmen nikahı bu, ayrı
yataklarda yatıyorlar, kız baba falan diyor Burhan amcasına. Ja Ja
Türkiye'ye ısınıyor, Türkçe konuşmaya başlıyor balkan şivesiyle. Gün geliyor
belki de hem İstanbul'un hemde kendisinin kaderini değiştirecek biriyle
tanışıyor Ja Ja; Mustafa Kemal Atatürk.

Ja ja ilk görüşte aşık oluyor sarı paşaya, anlattığına göre 6 haftalık bir
flört dönemleri oluyor, vals yapıyorlar. Gene kendi sözleriyle Mustafa
Kemal'i şöyle anlatıyor Ja Ja;

"Mustafa' dan sonra bütün eşlerimde hep onu aradım."

9 kere evlendiğini de hatırlatalım. Ölüm Mustafa Kemal'i Ja Ja ' dan
ayırdığında, Ja Ja Türkiye' den iki aşkına da kalbine gömüp ayrılıyor; Sarı
Paşa ve İstanbul. Eh tabi Burhan amca ile boşanıp gidiyor :)

Ja Ja 1939 yılında Türkiye'yi terk ettikten sonra çok ünlü bir Hollywood
yıldızı oluyor, çoğumuzun bildiği adıyla ; Zsa Zsa Gabor !

Burada bir virgül koyarak Lütfi Kırdar' a geri dönelim. Balkan savaşında Tıp
fakültesini yarıda bırakıp cepheye gidiyor, 1913 yılında mezun olup
doktorluk yapmaya başlıyor. Hastaları arasında Mustafa Kemal' de var.
Kurtuluş savaşı sırasında Kızılay'da yöneticilik yapıyor, cumhuriyet
döneminde İzmir İl Sağlık Müdürlüğü yapıyor ama sarı paşa ile olan ilişkisi
ve görevleri burada bitmiyor tabii. 1938 yılında İstanbul valiliği ve
belediye başkanlığı görevlerini yürütmeye başlıyor. Ayrıca Mustafa Kemal'le
Taksim meydanını gezerken görevine başlamadan birkaç sene evvel Mustafa
Kemal'in kendisine vasiyet gibi sözleri olduğunu duymuşluğumuz var ;

- Bak Lütfi, buralar ( Taksim gezi parkı ve şu andaki Hilton-Lütfi Kırdar
hattını gösteriyor ) İstanbul'un akciğerleri, buralar ağaçlık kalmalı,
buralar sana emanet.

1938 yılı geldiğinde yeni görevine başlayan Lütfi Kırdar o bölgeye önemli
yatırımlar yapıyor. Bugünkü Taksim meydanı, Taksim gezi parkı, spor ve sergi
sarayı ( şimdiki kongre merkezi ) açıkhava tiyatrosu, İnönü stadı ve Atatürk
bulvarı hep onun eseri.

Neyse Zsa Zsa hikayesine geri dönelim, dedik ya 9 kere evlenmiş diye, işte
bu evliliklerinden bir tanesi de oteller zinciri sahibi Conrad Hilton. Zsa
bu evliliği yaptıktan hemen sonra milyarder eşine İstanbul'dan bahsediyor ve
buraya otel yapmayı öneriyor. İstanbul o yıllarda turizm başkenti değil,
metropol hiç değil. Conrad Hilton İstanbul'da uygun arazi bulmak için
araştırma yapmaya geldiğinde otelin ölü yatırım olacağını savunsa da
İstanbul'un kaderini değiştiren kadının cilvelerine kanarak bugün otelin
kurulu olduğu araziyi beğenmek zorunda kalıyor.

İşte tam burada Zsa Gabor, Lütfi Kırdar ve Mustafa Kemal'in hayatları bir
kez daha kesişiyor. Mustafa Kemal'in vasiyet ettiği araziler üstüne eski
flörtü dev gibi bir otel yaptırmak istiyor. Lütfi Kırdar şiddetle karşı
çıkıyor, araziyi vermek istemiyor, orası "ona" emanet ! Artık neler dönüyor
bilemiyoruz ama tahmin edeceğiniz üzere arsa Hilton ailesine veriliyor ve
Lütfi Kırdar görevden alınıyor. 49-50 yılları arasında büyükelçilik yapıyor
sonra siyasete giriyor ve ölümüne neden olan DP milletvekilliğini kabül
ediyor, Yassıadada ölüyor.Hilton oteli uzun yıllar İstanbul'daki en büyük
bina olma özelliğini koruyor, Taksim'in o bölgesi gitgide oteller ve kongre
bölgesi adını alıyor ( ki ben o işten para kazanıyorum ) ve bir liderin
vasiyeti hiçe sayılıyor.

Zsa Garbo ise hep onu aradım dediği aşkının ülkesinde güzel bir anı
bıraktığını sanıyor ama biricik aşkının hala kemikleri sızlıyor Hilton
otelini ve Taksim'in keşmekeşini yukardan gördükçe.